blank
7+3=

Sorduğunuz sorular ekibimiz tarafından itina ile cevaplanıp posta kutunuza haber bırakılır. İletişim için bu formu değil de mail adresimizi kullanmanız daha makul olacaktır.

İlginç Sorular

Vücut sıcaklığını en çok nereden kaybederiz?

İlle de, annenizin sizi hep uyardığı gibi kafanızın tepesinden değil.

Vücudumuzun herhangi bir bölümünün koyverdiği sıcaklığın miktarı,ne kadarının çıplak olduğuna bağlıdır.Soğuk bir günde çıplak bir kol ya da bacak yüzünden rahatlıkla normalden daha fazla vücut sıcaklığı kaybedebilirsiniz.

Kafa ile ilgili söylence sadece ısrarlı olmakla kalmaz,resmidir de.Amerikan ordusunun mevcut saha talimatnamelerinde soğuk havalarda şapka giyilmesi tavsiye edilir, ‘vücut sıcaklığının yüzde 40 ile 45′inin’ kafadan kaybedildiği söylenir.Bu fikrin kökeninin 1950′lerden geldiği sanılıyor.O dönemde orduya bağlı bilimadamları deneklerin aşırı soğuklardaki ısı kaybını ölçmek için onlara kutupta sağ kalma kıyafetleri giydiriyordu,ama bu kıyafetlerde başlık yoktu.

Soğuk hava koşullarında hayatta kalma konusunda dünyanın önde gelen uzmanı olan Profesör Gordon Giesbrecht’e (Manitoba Üniversitesi) göre,vücut yüzeyimizin sadece yüzde 10′unu oluşturan baş ve boyun bölgesi derimizin geri kalanından daha çok ısı kaybetmez.

Kafamızın daha çok üşüyormuş gibi görünmesinin sebebi, baş ve boyun bölgesinde yer alan sinir hücrelerinin yoğunluğunun onları ısıdaki değişikliklere karşı öbür alanların beş katı daha hassas hale getirmesidir.Ama sinir sisteminden gelen bilgi (soğuğu hissetmek) ısı kaybedildiğinin doğrudan belirtisi değildir.Bu kan dolaşımına bağlıdır ve baş ile boyundaki kan damarlarında buna tekabül eden bir artış yoktur.

Vücudumuz soğuğa,açıkta kalan derideki kan damarlarını kapatıp uzunlara olan kan akışını azaltmak suretiyle tepki verir.Bundan beyin ve diğer hayati organlar etkilenmezken,el ve ayak parmakları ile burun ve kulaklar soğuk ısırığına karşı daha açık olur.Soğuğa karşı bir diğer tepki ise titremedir:Kaslarımız,enerji kullanarak ısı yaratmak için istemsiz olarak titrer.Her iki tepki de otomatiktir ve beynimizin hipotalamus denen koni biçimli bölümü tarafından kontrol edilirler.Hipotalamus ayrıca içgüdüsel diğer fonksiyonları; açlık,susama ve yorgunluk süreçlerini de yönetir.

Profesör Giesbrecht masabaşı teorisyeni değildi.Soğuğun insan vücudu üzerindeki etkilerini görmek için 1991 yılından beri kendini en az 39 defa hipotermi durumuna soktu.Hipotermi ( Yunanca hypo kelimesi dilimizde ‘alt’, therme ise ‘ısı’ anlamına gelir) iç sıcaklığımızın 35 derecenin altına düştüğü ve vücudun ana süreçlerinin yavaşlamaya başladığı noktadır.Böylece gözüpek Dr. Giesbrecht kendini buz gibi göllere atıp, gece vakti kar aracıyla donmuş denizlere girer oldu.Bu yaptıkları ve yayınladığı hayatta kalma kılavuzu sayesinde Kuzey Amerika’nın en popüler buzlu lolipopunun adıyla anılmaya başlandı, ‘Profesör Buzlu Şeker.’

Dr. Giesbrecht, kendinizi donmuş bir gölde bulduğunuzda hayatta kalmanın anahtarının ilk dakika nefes alıp vermeyi kontrol etmek olduğu tavsiyesinde bulunuyor.Nefes alıp vermemiz düzene girdiğinde,soğuğun vücudunuzdaki kasları etkilemeye başlaması için 10 dakikanız,hipotermiye girmek için ise bir saatiniz var demektir.Bu arada aklınızda bulunsun;sıcak içecekler soğuğu yenmenize yardımcı olmaz (ama şekerli içecekler olur,çünkü vücudun ısı üretmesi için yakıt sağlarlar).Ve sakın ellerinizi sıcak tutmak için avucunuza hava üflemeyin.Nefesinizdeki nem oranları daha da soğutup soğuk ısırığı ihtimalini arttırabilir.