blank
7+3=

Sorduğunuz sorular ekibimiz tarafından itina ile cevaplanıp posta kutunuza haber bırakılır. İletişim için bu formu değil de mail adresimizi kullanmanız daha makul olacaktır.

İlginç Sorular

Tarih bir sonraki savaşın önüne geçebilir mi?

Eğer soru, “Tarih bir sonraki savaşın önüne geçecek mi?” şeklinde olursa, cevabın hayır olması neredeyse kesindir. Şu anda dünyanın her yanında savaşlar yürütülüyor ve hemen hepsinin kökeninde tarihsel meseleler yatıyor. Bu meselelerden bazıları yakın geçmişten kalma; bazılarını, çok eski olmakla birlikte hala canlı hınçlar körüklüyor; bazıları ise her ikisinin karışımı durumunda. Sözgelimi, İsrail ile Filistin arasındaki çatışmanın kökleri hem kadim kabile ve din ayrılıklarına, hem de daha yakın dönemde İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Filistin’in bölünmesine dayanıyor. Kondo’daki savaş kısmen Avrupa sömürgeciliğinin mirasından kaynaklanıyor. Ayrıca ister Gürcistan ile komşusu Rusya, isterse de Kuzey Kore ile Güney Kore arasında bir sınır çatışmasına bürünsün, sonraki savaşta tarihsel meselelerin kilit bir rol oynaması yüksek bir olasılıktır.

Ne var ki, soru tarihin sonraki savaş önlemesinin “mümkün” olup olmadığı ile, bir başka deyişle, tarihten alınan derslerin bir savaşın başlamasını azaltıp azaltamayacağı ile ilgili. Öyle olması mantıklı görünüyor. Peki, insanlar hatalarından ders çıkarır mı sahiden? Kötümser bakış bunun hiçbir belirtisinin olmadığını söyleyecektir. İnsanlar tarihten savaşın “kötü” bir şey olduğunu öğrenmiş olsaydı, tarih boyunca korkunç bedellerinin açığa çıkması ile birlikte, savaşların sıklık ve şiddet bakımından gerilediğini görmemiz gerekirdi elbette. Oysa geride kalan yüz yıl bütün zamanların en yıkıcı savaşlarına sahne oldu – ve de dünyanın bir köşesinde çatışmanın olmadığı tek bir an bile yaşanmadı. Bir bakıma, ahlaki yanımızın tersini öngörmesine karşın, insanların tarihten aslında savaşın öyle kötü bir şey olmadığı ya da en azından gelecekte sakınılması gerekecek kadar kötü olmadığı gibi bir ders çıkardıkları söylenebilir. Yeni bir savaşı akıl almaz kılma açısından, bedeller tarihin hiçbir evresinde o kadar yüksek olmamıştı.

Bununla birlikte daha iyimser bir bakış açısı da vardır. Birinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden sonra, galip ülkeler gelecekte savaşların çıkmasını önlemek amacıyla biraraya gelerek Milletler Cemiyeti’ni oluşturdular. Gelgelelim, savaştan sorumlu tuttukları Almanya’yı çok ağır bir şekilde cezalandırma gibi bir hata işlediler. Ekonomik sıkıntılar ve ulusal gururun kırılması Almanları Hitler’in kucağına itti ve dünyayı daha geniş bir alana yayılmış, yıkıcı bir savaşa sürükledi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, anlaşıldığı kadarıyla yeterince sayıda insan önceki felaketten gerekli dersi çıkararak, mağlup Almanya’yı çok fazla sıkıştırmaktan kaçındı. Nitekim ünlü Marshall Planı, Alman ekonomisinin yeniden inşasına yardımcı oldu, savaş sonrasında refaha ve istikrara dönük dikkate değer hamleyi tetikledi – daha sonraları bu refah ve istikrar Doğu Avrupa’da komünizmin çekileceğini zayıflatmada ve böylece Soğuk Savaş’ı sona erdirmede önemli bir rol oynadı.

Her ne kadar Birleşmiş Milletler’in etkisizliği ya da Güvenlik Konseyi’ndeki büyük devletlerin egemenliği altında oluşu eleştirilse de, ülkelerin savaşı tutuşmamak için şikayetlerini götürebilecekleri bir uluslararası forumun oluşturulması da tarihten alınan bir derstir. Hiç kuşkusuz, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana – Kore, Vietnam, İran-Irak ve Körfez savaşları dahil- irili ufaklı birçok savaş çıktı ve BM’nin bizzat kendisi Kosova çatışması, Afgan savaşı ve Irak’ın işgali gibi bazı savaşların başlamasına nezaret etti.

Ne var ki, iki dünya savaşında yaşanan yıkımın en azından büyük devletleri, sorunlara savaş ilanıyla tepki vermeden önce durup bir düşünmeye yönelttiğini ve çatışmaları küresel düzeye çıkmadan bölgesel düzeyde tutabildiğini ileri sürmek bütünüyle akla yakındır. Sözgelimi, Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki çekişme, daha önce böyle bir husumette görülebilecek durumun aksine, bölgesel düzeyin ötesine asla tırmanmadı. Büyük devletlerin nükleer savaştan ve hatta büyük çaplı savaştan kaçınma kararlılığının ardında 1945′te, Japonya’ya yönelik atom bombası saldırılarında yaşanan dehşetin tecrübesi yatıyor olabilir. Ancak, bazı Amerikalı ve Rus askeri yetkililerin Hiroşima ve Nagazaki’den aldıkları bir başka ibret, nükleer silahların “üstün” versiyonlarıyla karşılaşma olasılığının gözardı edilemeyecek ölçüde güçlü olduğuydu. Böylece sorunun asıl özüne gelmiş bulunuyoruz.

Tarih, geçmişin hikayesinden başka bir şey değildir ve yorumlar bu hikayeyi anlatan insanların sayısı kadar çoktur. Basit bir ifade ile hatalarımızdan ders çıkarmak üzere tarihi incelemek elbette yararlıdır, ama açık seçik bir ders veren tek bir tarih yoktur. Birçok Almanın, Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgiden çıkardığı ders gelecekte savaştan kaçınmak değil, sonraki savaşı kazanmayı sağlama almaktı. Hepimiz tarihten kendimizce dersler çıkarır ve bunları kendi tarzımızda hayata geçiririz.

Bu da soruyla ilgili başka bir meseleyi gündeme getirir. Dersleri kimler çıkarıyor? Tek tek kişiler mi? Politikacılar mı? Generaller mi? Uluslar mı? Ve de aldıkları dersleri temelde ayrı görüşte olabilecek ya da tamamen farklı bir gündemi izleyebilecek bir dünyada pratiğe nasıl geçirirler? Sonuç olarak, tarihin, daha doğrusu tarihten alınan derslerin sonraki potansiyel savaşın önüne geçebileceğini söylemek olanaksızdır; savaşın sorumlusu şu andaki çeşitli insanlar ve olaylardır. Bu saptama, tarihi incelemenin bize hiçbir şey öğretmediği anlamına gelmez. Hayır, tarih savaşa giden aynı korkunç yoldan tekrar geçmekten kaçınmayı mümkün kılacak hayatı içgörüleri doğru andaki doğru insanlara sunulabilir sadece. Machiavelli’nin dediği gibi, ”geleceği öngörmek isteyenler geçmişe bakmalıdır; zira insani olaylar hep önceki çağlarda yaşananlara benzer. Bu durum söz konusu olayların, her zaman görülmüş ve görülecek olan insanlar tarafından aynı tutkulardan hareketle yaratılmış olmalarından ve böylece mutlaka aynı sonuçları doğurmalarından kaynaklanır.“