blank
7+3=

Sorduğunuz sorular ekibimiz tarafından itina ile cevaplanıp posta kutunuza haber bırakılır. İletişim için bu formu değil de mail adresimizi kullanmanız daha makul olacaktır.

İlginç Sorular

California'da yaşamıyorsan, öyle bir yerin var olduğunu nasıl bilirsin?

Doğrudan gözlerinizle görmeseniz bile, California‘nın varlığını sorgulamanın pratik ve gündelik temelde hiçbir anlamı yoktur. Var olup olmadığını farklı kaynaklardan denetleyebilirsiniz -bunlardan bazıları önemli başvuru kitapları ve atlaslar gibi son derece güvenilir, bazıları da sözgelimi kapı komşunuz gibi belki daha az güvenilir kaynaklardır. Yazılı anlatımların dışında California’daki yerlerin fotoğrafları ve bütün eyaletin uzaydan çekilmiş fotoğrafları vardır -bütün o Hollywood filmleri, California kuru üzümleri ve roze şarap şişeleri de bir yana.

Can alıcı nokta başvurduğunuz her kaynağın genellikle California’nın varlığını doğrulamasıdır. Bir kaynağın California diye bir yerin olmadığını belirtmesi çok düşük bir olasılıktır. Dahası, California’da yaşayan birine telefon açarak, hala yerinde durduğunu doğrulatabilirsiniz. Aslında, dünyanın geri kalan kesimine ilişkin bilginizden hareketle, Pasifik ile ABD’nin Ortabatu bölgesi arasında en azından bir şey bulunduğuna bayağı emin olabilirsiniz herhalde.

Hiç kuşkusuz, ortada inanılmaz incelikle hazırlanmış bir dalavere olabilir -sözgelimi, sizi California’nın varlığına inandırmaya yönelik dünya çapında bir tertip ya da California’daki “sakin“lerin ve “ziyaretçi“lerin bile tamamen kandığı ustaca holografik bir serap. Yahut düpedüz sanrılı biri olabilirsiniz. Ama böylesine çok sayıda ve değişik bilgi kaynağı varken, olasılıklar tamamen California’nın varlığından yanadır ve bütün pratik amaçlar açısından doğru olduğunu varsayabilirsiniz -tabii aksine bir kanıt buluncaya kadar.

Filozoflar şeylerin varlığını nasıl bildiğimiz konusunda hep sıkıntı çekmişlerdir ve mantıksal çerçevede varlığına gerçekten emin olabileceğimiz hiçbir şey yok gibidir. Descartes’in meşhur “Düşünüyorum öyleyse varım” sonucunun bile kusurlu olduğu sonradan gösterilmiştir. Bu bakımdan orada bulunup gözleriniz ile görseniz bile, California’nın varlığına tam emin olamazsınız. Ne var ki, çoğu kimse Platon’un Theaitetos diyaloğunda, “gerçekli doğru inanç” diye açıkladığı daha az mutlak bilgi tasarımını kabul edecektir.

Platon’a göre, bir şeyi bilmede üç unsur devreye girer. Birincisi, olgu sahiden doğrudur; ikincisi, siz doğru olduğuna inanırsanız; üçüncüsü , doğru olduğuna inanmanızın gerekçesi vardır. O halde California sahiden varsa (burada varlığı tartışma konusu değildir), buna inanmanız halinde var olduğunu bildiğinizi söyleyebilir ve bu inancınızı gerekçeye bağlayabilirsiniz. Gerekçe ise varlığını gösteren kanıtların ezici ağırlığına ve varlığını çürütmek için akla gelebilecek her yöntemin sonuçsuz olduğunun ortaya çıkmasına dayanır.

Gerekçe genellikle üç kaynaktan gelir: Ampirik (duyulara dayalı) kanıt, güvenilir tanıklık ve mantıklı çakarsama. California’nın var olduğunu bildiğinizi ileri sürerken, neredeyse tek dayanağınız güvenilik tanıklıktır; çünkü orada bulunup gözünüzle görebilecek durumda değilsiniz ve varlığına ilişkin mantıklı çıkarsamayı ancak çok gevşek biçimde yapabilmektesiniz.

Avusturya asıllı büyük İngiliz bilim teorisyeni Karl Popper (1902-1994) gerekçenin yeterli olmadığını, bilimsel teorilerin ve diğer bilgi savlarının her zaman rasyonel yaklaşım ile eleştirilmesi gerektiğini ileri sürdü. Ona göre, önemli olan nokta, bir savın çürütülebilmesidir -yani, bir sav ancak yanlış olduğunun gösterilebilmesi halinde bilgi olarak kabul edilebilir. Bu bakımdan Tanrı’ya inanç asla bilgi olamaz, çünkü Tanrı’nın varlığı çürütülemez. Sağlam bilimsel teoriler çürütülebilir ve bilimciler her zaman bunun için uğraşmalıdır -yani, muhtemelen yanlış oldukları varsayımından hareket etmelisiniz. Bir başka deyişle, Platon’un akıl yürütme tarzını izlediğinizde, bilgiye dönük en sağlam savlar büyük olasılıkla doğru olanlardır; Popper’ı esas aldınızda, en sağlam savlar yanlış olma olasılığı en düşük olanlardır. Platon’un yaklaşımı ile, öyle olduğunu gösteren güvenilir tanıklığın ağırlığından hareketle California‘nın varlığını bildiğinizi söyleyebilirsiniz. Popper’ın yaklaşımı ile, öyle olmadığı yolunda hiç kanıt bulamadığınızı söyleyebilirsiniz ancak.

Kişinin varsayımlarını sorgulamasının her zaman akıllıca ve Popper’ın sürekli rasyonel eleştiri yönündeki savlarının güçlü olmasına karşın, her şeyi sorgulamak düpedüz pratik değildir ve California‘nın gerçekliği sorgulanmaya değmeyecek bir şeydir. Diyelim, Hollywood’a gitmek istiyorsunuz. California‘nın var olduğunu kesin bilmeyebilirsiniz; ama bunu öğreninceye kadar uçağa binmekten kaçınırsanız, bütün ömrünüzü havaalanının bekleme salonunda geçirirsiniz. Kimse yanlışlığınızı yüzünüze vurmaz, ama emin olun, tatsız abur cubur yiyeceklerden ve usandırıcı fon müziğinden kısa sürede bezersiniz!