blank
7+3=

Sorduğunuz sorular ekibimiz tarafından itina ile cevaplanıp posta kutunuza haber bırakılır. İletişim için bu formu değil de mail adresimizi kullanmanız daha makul olacaktır.

İlginç Sorular

Bir bilgisayarın vicdanı olabilir mi?

Vicdan esas itibariyle doğru ve yanlış arasında ayrım yapabilme yetisidir. Kafamızın içinde ,bize ne yapmayı ve ne yapmamayı bildiren sestir -ve dediğini yapmadığımızda bizi suçluluk duygusuyla kıvrandıran şeydir. Ama bu hüküm verici sesin nereden geldiğini saptamak zordur. Birçok erken dönem Hıristiyan filozof, bunun Tanrı´nın sesi olduğu kanısındaydı. Akinolu Tommaso buna karşı çıkarak, vicdanın düpedüz Tanrı vergisi bir karar verme yetisi olduğunu belirtti. Freud´a göre, vicdan anne baba kucağında öğrenilmiş dersleri sağa sola dağıtan süper egonun devreye girişidir. Günümüzün birçok sosyal biyoloğu ise vicdanı, tıpkı dil gibi, beyne işlenmiş kültürün gelişen bir parçası olarak tanımlar.

Vicdan her nereden gelirse gelsin, bir bilgisayarın suçluluk duygusu altında ezilişini hayal etmek zordur.Pablo Picasso´ya sonradan yakıştırılan ve (tamamen doğru olmasa bile) düzgün ifadeli saptamayla “bilgisayarlar yararsızdır, size sadece cevap verirler.” Disney bizi aksine inandırmak için uğraşsa da, bir bilgisayarın “duygu” taşıdığını hayal etmek de zordur. Belki ileride bir bilgisayar vidan azabına ulaşmak için geçmesi gereken iki halda daha vardır. Birincisi, suçluluk duygusu gösterisine yön vermek için yeterince kendinin farkında olmasıdır. İkincisi, bundan dolayı gerçekten acı çekmesidir. Gerçek suçluluk duygusu için, George Michael´in ölümsüz sözleriyle, bir bilgisayarın artık dans edemeyeceğini hissetmesi gerekir. Bu halkaların ilki bile uzak görünüyor – tabii bilimcilerin en halisane uğraşlarının bize insanın kendini bilmesi hakkında biraz daha bilgi vermesine kadar.

Ne var ki, en azından doğruyu yanlıştan ayırabilen bir bilgisayarı hayal etmek çok daha kolaydır. Sözgelimi, tıbbi sistemler daha şimdiden bir tür Hipokrat yeminiyle, hastalara ilişkin gizi bilgileri ancak belli koşullarda bildirmeye söz vermek üzere programlanıyor. Bir bilgisayar satranç oynamak için gerekli kararları alacak şekilde nasıl programlanabiliyorsa, ahlaki yargılara varmak üzere de programlanabilir. Bu, bir bakıma Freud´un anne babadan öğrenilmiş süper ego derslerinden ya da Akinolu´nun Tanrı vergisi aklından görünüşte çok farklı değildir -her ikisi de yargıya varma sürecinin tıpkı bilgisayar programlama dili gibi dışarıdan sağlandığını ima eder. Biyologların sözünü ettiği vicdan damgasından da çok farklı olmayabilir. İşin ilginç tarafı, bir bilgisayar yalan söylemeye insandan daha az yatkındır. Isaac Asimov´un dediği gibi “bir bilgisayarın insaniyetsizliğinin bir yönü, yetkin biçimde programlandığında ve düzgün çalıştığında tamamen dürüst olmasıdır” – tabii yalan söyleyecek şekilde programlanmadığı sürece.

Yapay zekanın gelişmesiyle birlikte, günün birinde bir bilgisayarın kendi denetimini ele alması mümkün görünüyor. Kendi başına öğrenip gelişmeye programlandığında belli tepkileri seçtiği ve tepki alanını genişlettiği için, haddi zatında maksada göre çalışan bir zekası vardır. Bilgisayarlar bazı sınırlı yönlerde daha şimdiden insan zihnini aşmış durumda. Kimi çevreler günün birinde kendince uğraş alanlarını genişletme tarzı edinen, son derece gelişkin bir akıllı bilgisayarın insanlar için bir tehdit oluşturmasından çekiniyor. Endişenin kaynağı şudur: Biyoloji teorisi, evrimin “bencil gen”lerimizi yönlendirmesiyle, vicdanı ve karşılıklı özgeciliği edindiğimizi öngörür. “Ahlaktan yoksuz” söz konusu bilgisayar ise sadece kendi çıkarlarını gözeten ve insanların birarada yaşamasını sağlayıcı vicdana özgü koruyucu erdemlerin hiçbirini taşmayan muazzam bir zekaya dönüşebilir. Bereket versin, böyle bir olasılık henüz bir bilimkurgudan ibaret.

Kim bilir, belki de yapay zekanın gelişmesiyle birlikte, bir vicdanın -yani, bilgisayarı insan ahlakını andıracak şekilde tepki vermeye yönlendiren bir geribildirim programının -her bilgisayar sisteminin ayrılmaz bir parçası haline getirilebilir. Bu program, bilgisayarın öğrenirken ahlaki yargılarını geliştirmesini sağlayacak şekilde düzenlenebilir. Böyle bir şey bazı bakımlardan, büyüyen bir çocuğa doğru ve yanlış derslerin sunulmasından ve o çocuğun dünyayla etkileşim yoluyla öğrenmesinden pek farklı olmayacaktır.