blank
7+3=

Sorduğunuz sorular ekibimiz tarafından itina ile cevaplanıp posta kutunuza haber bırakılır. İletişim için bu formu değil de mail adresimizi kullanmanız daha makul olacaktır.

İlginç Sorular

Aşk nedir?

Yıllardır düşünüp duruyorum. Nasıl oluyorda biri hayatıma girip beni bu kadar üzebiliyor. Ya da mutlu edebiliyor yani bir şekilde hayatıma dahil olabiliyor. Buna kim neden izin veriyor nasıl oluyor süreç. Tabi burada ben kendi tecrübelerimle ve bilgilerimle kendimce bir yorum yapacağım elbette katılmayanlar olacaktır ama sadece duygusal bakmadığımın da bilinmesini isterim.

Bence aşkı tanımlayabilmek için Freud u biraz okumak gerekiyor. Olay ilkel benlikle başlar. İd bir şekilde kendine uygun bulduğu karşı cinsi ister. Bilindiği üzere id kontrol edilemeyen arzuları simgeler. Sanırım id in kime bağlanacağı konusunda çocukluk döneminde öğrenilen ve bilinç altına kaydedilen bizim asla fark etmediğimiz olaylar etkindir. Bunu şöyle örneklendirelim, annem sarışın ve renkli gözlü bir kadın ve ben sarışın ve renkli gözlü bir kadından sürekli iyilik görüyorum ve hazlarımı gideriyorum. Beni yediriyor, uyutuyor altımı temizliyor, ağladım mı benimle ilgileniyor ve ben bu kadını seviyorum. Bilinçaltım ben farkında olmadan sarışın ve renkli gözlü kadınlara ilgi duyuyor çünkü onlar benim ihtiyaçlarımı karşılayan birine benziyor. Bu örnekten başka örneklerde olabilir, bir şekilde annenizden daha fazla etkin olan biri olabilir, ya da bir olay sizi başka bir tipolojiye bağlayabilir. Sonuç olarak bilinçaltınızın hoşlandığı ya da diğerlerinden ayırdığı bir tipoloji var. İşte insanlar buna elektrik diyor. Yani hiç tanımadığınız biri sizi etkiliyor ve siz ondan hoşlanıveriyorsunuz. Sadece görüntüler değil tavırlar, duruşlar, tutumlarda bir şekilde bilinç altının aradığı şey yani sizin elektrik aldığınız şey olabilir. Kendi örneğime gelince sarışın ve renkli gözlü bir kız benim için diğer kızlardan çok daha farklı oluyor. Aslında onu gördüğüm an id ben bunu isterim diye ağlamaya başlıyor. O noktadan sonra ego devreye giriyor. Ego id i dizginleyen ve dış dünya ile bağlantıyı kuran mekanizma. Tam benzememekle beraber id e duygular, egoya beynimiz diyebiliriz. Yani hemen id ben bu kızı isterim diyor. Ego ise idi dizginleyerek toplum kuralları içinde hareket etmeye çağırıyor.

Şimdi id in sevdiği kıza mı aşık oluyoruz derseniz. Hayır id tam bir hayvan olduğu için bütün sarışın renkli kızlara aynı davranıyor. Olayı ego yönlendiriyor id in istediği sarışın ve renkli gözlü kızlardan toplum ve ahlak kurallarına uygun bir şekilde irtibat kurma şansınız olanını tercih ediyor. Yani elektrik aldığınız bir insanla tanışma isteğiniz ve fırsat yaratma çabaları başlıyor.

Bence aşk bu aşamadan sonra başlıyor. Günümüzde flört diye tabir ettiğimiz ve karşı tarafı tanıdığımız aşama. İd ben bunu istiyorum diye bağıradursun ego analiz yapıp araştırıyor ve sorguluyor. İd le ego arasında ilk kavgalar bu dönemde başlıyor. Egonun bu kız bana uygun değil mesajı id i çileden çıkarıyor ve inanılmaz bir kavga başlıyor. Biz buna flört zamanı bunalımı diyoruz. Bir yandan görmek isteyip bir yandan da aramamanız gerektiğini bildiğiniz durumlar bunlar oluyor. Bazen kontrolü kaybedip ne olacaksa olsun diye aradığımız ve inanılmaz çekişme içinde olduğumuz durumlar bu kavga yüzünden. Tam anlamıyla aşk bu aşamanın hemen sonrasında oluyor. Ego savaşı bıraktığı ve id le aynı safa geçtiği an aşk başlıyor. İşte o zaman aşık oluyoruz. Yani ben sarışın renkli gözlü kızı seviyorum artık. İlginç bir biçimde bu süreçte kızın beni sevip sevmemesi çok önemli değil. Ben artık uçuş modundayım. Mantıklı olmamakla birlikte sayısal değerlerle olayı kurgulayalım istiyorum. Konunun anlaşılması açısından daha kullanışlı olacak. Bu durum da yani ilk aşık olduğumuz durumda sevgimizin şiddetine 100 br diyelim.

Bundan sonra id in başka kızlara karşı istek ve arzularına egonun ve süperegonun savaş açması dışında aşkımızla ilgili sorunlar yaşanmıyor. İlk dönemde ego tanıma aşamasında olduğu için, kendini ilişki ilerledikçe daha fazla kaptırıyor ve aşkımız 110 lara çıkıyor diyelim. Daha sonra egonun kararları bu rakamın daha fazla çıkmasına ve düşmesine sebep olabilir. Süreç ilerledikçe egonun bu durumdan rahatsızlık duyması ve aşkımızı örneğin 70 br lere çekmesi yeni kavgalar başlatıyor. Bu kavgaların çoğu ego tarafından kazanılıyor. Yani yeni ilişkiler çok fazla tahribat yapmadan bitebiliyor. Aslında bu durumda yaşanan aşklara soft aşklar demek lazım.

İlişkinin ilerlemesi durumunda ise olaya çarpan etkisi yapan başka parametreler dahil oluyor. Herkes duymuştur bir şekilde Pavlovun köpeklerini. Rus bilim adamı köpeklerle yaptığı deneyde, köpeklere zil sesiyle yemek verir. Daha sonra yemek vermeden de zili çaldığında köpeklerin salya akıttıklarını gözlemler. Yani zil sesiyle köpekleri koşullu olarak şartlar. Klasik koşullanma denilen bu olay bize sevgilimizle geçirdiğimiz vakitlerde musallat olur ve sonradan ayrılma durumlarında bizi en çok ağlatan duygulara sebep olur. Sevgilisiyle vakit geçirmeye başlayan insanlar bir noktadan sonra sürekli sevgilileri ile yaptıkları aktivitelerde koşullu şartlanırlar. Ayrıldıktan sonra ise yapılan her şey bize sevgilimizi hatırlatır. Örneğin sevgilinizle yatmadan önce konuşuyorsanız. O vakitte gelen ya da gelmeyen telefonlar size sevgilinizi hatırlatır. Biten ilişkilerde en çok sorun yaratan etki koşullu şartlanmalardan gelir. Yani onunla yaptığınız her şey daha sonra size onu anımsatacak bu durumda unutma sürecini zorlaştıracaktır. Klasik koşullanmanın zamanla etkisi azalır. Bu zaman koşullanmanın şiddetine ve kişilik özelliklerine göre değişebilir. O zaman ilişkide klasik koşullanma, işler yolunda gittiği zaman, sevgilinizi sürekli hatırlamanızı ve onu hayatınızın her alanının bir parçası yapmanızı sağlamakta bu durum ise 110 olan sevginizi 150 br seviyesine çıkarmaktadır.

Aşkın biyolojik kısmıyla ilgilenen bilimsel araştırmalar aşık olduğumuz zaman salgılanan hormonların etkisinin 24 ila 36 ay arasında sonra erdiğini gösteriyor. Bu durumda aşk bitti zaman insanları bir arada tutan şeyin aslında Koşullu şartlanma ve birazdan değineceğimiz ve diğer çarpan etkisi niteliğindeki psikolojik yaklaşımların olduğunu göreceğiz. Tabi araştırma sanırım biten bir ilişkide hormonun salgılanma süresini incelemiş. İlişki devam ederken yapılan kavgalar gel gitler bu hormonların ve şartlanmaların yenilenmesini sağlıyor bence. Yine de işler monotona bindiği ve artık hormon salgılanmadığı zaman yine de insanlar bu koşullanmalar sayesinde ilişkilerine devam ediyorlar.

Bilindiği üzere Skinner fareler üzerine yaptığı deneylerle meşhurdur. Kutuya konulan aç fare bir şekilde kutu içinde bulunan kola basar ve kendisine yiyecek verilir. Başlangıçta rastlantısal olarak yapılan bu hareket daha sonra fare tarafından öğrenilir ve fare acıktığı zaman kola basar. Skinner buna edimsel koşullanma der. Yani öğrenmenin yapılan edimlerle gerçekleştiğini savunur ve bunun kalıcı ve etkili olması için pekiştireçler verilmesi gerektiğinden bahseder.
Bu ilişkilerde bize yaptığımız edimlerin haz verici sonuçlar doğurması ile ortaya çıkar. Örneğin sevgilinize bir sürpriz yaparsınız ve o bundan çok mutlu olur ve sizde çok mutlu olursunuz. Siz edimsel olarak bunu öğrenmiş oldunuz. Bir şekilde sevgililer birbirlerini mutlu ettikleri için sevgililerinin istedikleri gibi davranmaya başlarlar. Bunun tersi de doğrudur. Yani sevgilinizin hoşuna gitmeyen bir hareket yaptığınızda sevgiliniz size kırılabilir, küsebilir hatta kavga edebilirsiniz. Skinner bunu ceza olarak adlandırır. Siz cezadan kaçınmak için sevgilinizin istemediği hareketlerden kaçınırsınız. Skinner cezanın mümkün olan en az derece kullanılması gerektiğini yoksa psikolojik başka sorunlara yol açabileceğinden bahseder. Bu konuya daha derinlemesine girmeden aşkla olan bağlantısına devam edelim. Çiftlerin birbirlerinin hoşuna giden ve gitmeyen şeyleri öğrenerek ona göre hareket etmeye başlamaları ilişkilerinde daha fazla paylaşım yaratır ve ilişki 200 br seviyesine çıkar.

Öğrenme üzerine oluşturulan kuramların hemen hemen hepsi bir şekilde aşk içinde bizi etkiler. Sosyal öğrenme kuramında olduğu gibi gözlemleyerek ve diğer ilişkilerde olanları takip ederek de kendi ilişkisine değer biçer aşıklar. Bu genelde kadınlar tarafından yapılmakta ama sonuçları olumsuz olmaktadır. Başka bir kadının erkek arkadaşının yaptığı ve kadının hoşuna giden davranış, kendi erkek arkadaşından da beklenilmeye başlar. Toplumsal ve ahlaki düzeyde faydalı olabilecek bu yaklaşım genelde basit ve gösteriş konusu olaylar için kullanılmakta ve bu konuda olumlu etkisinden daha çok olumsuz etki göstermektedir bence. Diğer yandan çocukluk ve erken gençlik dönemlerinde anne baba ve mutlu birliktelikleri gözlemleyerek bir çok şey öğreniriz. Böylece annemizin / babamızın mutlu olduğu şeyi sevgilimize yapmaya çalışırız.

Gestalt ekolü denilen alman psikologlar tarafından kurulan okul ise, bütünün parçalarının toplamının, bütünün kendisinden daha az olduğunu savunur. İnsanlar olayları ve durumları bütünsel olarak algılarlar. Bu durumda sizin aslında sevgiliniz için konu konu düşündüğünüz güzel şeylerin toplamından çok daha fazladır. Yani 200 br dediğimiz sevgimiz aslında 250 br lere çıkar. Çünkü bir bütün olarak baktığımızda biz onunla olmaktan çok daha fazla zevk almaktayız. Nedense bu akım bana ilişki bitince hep söylediğimiz aslında seni gözümde çok büyütmüşüm lafını hatırlatır. Gerçekten bir ilişkinin bütününü değilde parçalarını ele aldığınızda çok fazla negatif durum görmeye başlıyoruz.

Aslında rakamları bilinçli olarak verdim çünkü mükemmel bir likide 250 br lik bir aşk yaşıyoruz. Oysa aşk bunun 100 br mi. Bu durumda birbirlerine hiç aşık olmayan insanların, birbirlerini çok sevdiklerini söyleyen insanlardan daha başarılı ilişki yürütebilmelerini açıklıyor bence.

Bir şekilde burda bahsettiğimiz ya da bahsi geçmeyen bütün psikolojik yaklaşımlar bir şekilde ilişkilerimizde bizi birbirimize daha fazla bağlamakta ve beraber geçirilen vakitten zevk alma adına bizi güdülemektedir. İşler yolunda giderken çok faydalı olan bu durumlar ayrılma sürecinde bize hayatı zehir edecektir.